Zamana Yenik Düşen Ankara Sinemaları V: Sinemanın Büyüsü Tüm Şehri Sarıyor…

Sinema konusunda eski Ankara fotoğraflarına bakıldığında oldukça akılda kalan bir kare göze çarpar. Altmışlı yıllarda çekilen fotoğrafta, sinemanın önünde upuzun bir kuyruk oluşturan insanlar vardır. O sinema Demirtepe’deki Gölbaşı Sineması, upuzun kuyruk da kapalı gişe oynayan Turgut Özatay ve Aysel Tanju’nun başrolünde oldukları Hancı filminin sırasıdır. Fotoğrafta, o dönemlerde sinemanın insanların hayatına nasıl dokunduğu ve halkın sinemaya ne kadar büyük bir ilgiyle yaklaştığı görülür. Gölbaşı Sineması, uzun yıllar boyunca ilgi görmeye devam etti. Özellikle bir dönem festival filmleri ve kaliteli Avrupa filmlerine yer verdi. Oldukça saygın bir sinemaydı. Fakat günümüze yaklaştıkça bu sinema da malum sebeplere boyun eğerek perdelerini kapattı. Şu an yerinde Telekomünikasyon Kurumu binası var.
Gölbaşı Sineması’nın altında bulunan As Sineması’nın fiziki şartları Gölbaşı Sineması kadar iyi değildi ve günümüze ulaşamadı. Hemen yanındaki Kerem Sineması sektörde başarılı olamayarak erotik film gösterimine geçip ardından da kapandı. Eti Sanat Merkezi’nde ağırlıklı olarak sanat filmleri gösterilirdi. Onun sonu da Kerem Sineması gibi oldu. 70’li yıllarda Demirtepe’ye komşu olan Maltepe’de ise Maltepe, Alemdar, Başkent, Bulvar, Mini ve Burç sinemaları vardı. O yıllarda bu semtlerdeki sinema sayılarının bu kadar fazla olması gerçekten dikkat çekici. Bu sinemaların yerinde ise şu anda genellikle aynı isimlerle bilinen düğün salonları yer alıyor.


Hafızalarda en çok yer eden sinemalardan birisi de Akün Sineması. Sinema, 1 Mayıs 1975 tarihinde Hababam Sınıfı coşkusuyla perdelerini açtı. Hababam Sınıfı filmi tam 26 hafta gösterimde kaldı. Akün kültürünün yeri apayrıydı Ankaralı için. Akün Sineması; modernliği, özgün dekoru, rahat ve büyük koltukları, filmin her açıdan güzel izlenebildiği perdesiyle tercih sebebiydi. 911 koltuk kapasiteli Akün Sineması, açık olduğu sürece sahip olduğu tek sinema salonunu bölmedi ve bozmadı. Oturulabilen geniş basamaklı dış merdivenleri ve heybetli duruşuyla çoğu insanın da buluşma noktası haline geldi. ‘Frigo buz’ un satıldığı tek yer olan bu güzel sinema her şeye rağmen 27 yıl ayakta kalmayı başarabildi. Haldun Armağan çeyrek asır sinema olarak yaşayan Akün’ü şöyle anlatıyor: “Şimdi bambaşka yerlere dönüşen Akün gibi sinemalar müstakil kimliğiyle birer mimari tarz örneğiydi. Ama Ankara, neo-klasik mimarinin örneği olan, fuayesindeki seramiklerden tavan süslemesine dek estetik bir özenle yapılan Akün Sineması’nı göz göre göre kaybetti. Devlet Tiyatroları Akün’ü almasaydı, alışveriş merkezi olması işten bile değildi”. Akün, çok salonlu diğer sinemalar ve yaşanan ekonomik krize daha fazla dayanamadı. Akün Sineması doğduğu gün seyircilerine izlettiği Hababam Sınıfı’nı öldüğü gün de perdesinde son film olarak gösterdi. O dönem hepimizi sarsan ve son seansında salonunda insanları ağlatan bu ani kapanıştan 2 yıl sonra mekân Devlet Tiyatrolarına devredilerek “Akün Sahne” adıyla tiyatroseverlerle buluştu. Tiyatroya dönüşeli henüz 11 yıl olmuştu ki satışına karar verildi. 2013 yılından sonra Şinasi Sahnesi ile birlikte Akün Sahnesi de aralıklı olarak beş kez ihale usulü satışa çıkarıldı. Değerinin altında teklif geldiğinden bir süre satılamadı. Bu süreçte, Ankaralı sanatseverler ve sivil toplum kuruluşlarınca bu iki sahnenin başka amaçla kullandırılmasına yönelik satış fikri defalarca protesto edilip engellenmeye çalışıldı. 2014 yılında sahnelerin bulunduğu binalar iş insanı Ahmet Meriç tarafından satın alındı. Korkulan olmadı ve ne mutlu ki bu iki sahne de günümüzde Ankara kültür sanat hayatının en önemli mekânlarından olmayı sürdürüyor.

Kavaklıdere Sineması gibi geride bıraktığı tabelasıyla bizi üzen başka bir mekân daha var: Mithatpaşa Gösteri Merkezi. Pek de rahat olmayan koltuklarına rağmen bilet fiyatlarının uygun olması sayesinde seyircinin tercih ettiği bir sinemaydı. 2000’li yılların başlarında kapandı. Eskiden kalma, sararmış film afişleri ve tabelasıyla belki bir gün geri dönerim diye bekliyor.

Mithatpaşa Caddesi’nin yukarısındaki Ziraat Kültür Merkezi’ni de unutmamak gerek. 1995-1996 yıllarında, Ziraat Bankası’nda çalışan komşumuzun getirdiği davetiyelerle Tarantino’nun Pulp Fiction’ı gibi birçok güzel film izledim. Yeri çok merkezi olan bu sinemaya bildiğim kadarıyla sadece davetiye ile gidilebiliyordu. Ne zaman gitsem salonun çok kalabalık olduğunu hatırlıyorum. Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü’ne ait sinema salonunun yenilenmesiyle, 2015 yılında Devlet Tiyatroları’na devredilen mekân “Ziraat Sahne” adıyla yaşıyor. Halen de en çok tercih edilen sahnelerden birisi.

Tüze Grup’a bağlı Ankapol ve Megapol sinemaları da çok bilinen sinemalardandı. Ankapol Sineması 1997 yılında açıldı. “Sinematek” kimliğiyle öne çıkıyordu. Genellikle seçkin Avrupa filmleri ve festival filmleri gösterilirdi. Balkonundan film izlemek çok keyifliydi. Tüze Grup’tan sonra Ankara Sinema Kültürü Derneği tarafından bir süre daha işletilen sinema, mülk sahibi Tüze Grup’un borçları sebebiyle 2008 yılında satıldı. Sinemanın yerinde şu an Jolly Joker Performance Hall bulunuyor.
Megapol Sineması da Konur Sokak’ta bulunuyordu. Kırmızı, mavi ve yeşil salon olmak üzere üç küçük salona sahipti. 90’lı yılların sonlarında, o civarda bulunan üniversiteye hazırlık dershanelerinin öğrencileri için vazgeçilmez olmuştu. Öğrencilerin desteğini alsa da bu yeterli olmadı ve Megapol Sineması da kapanan sinemaların arasına katıldı.

Necatibey Caddesi’nde bulunan Derya Sineması da hafızalara kazınan başka bir sinemaydı. Yetmişli yılların ortalarında merkeze daha yakın olan diğer sinema salonları kadar talep göremese de seksenli yıllardan sonra gösterdiği kaliteli filmler ve sahnesinde yapılan konserlerle sevilen bir yerdi. Geniş salonu ve balkonuyla huzurlu bir atmosfere sahipti. Derya Sineması’nda özellikle doksanlı yıllarda birçok film izlediğimi hatırlıyorum. Henüz her yerde AVM sinemalarının olmadığı, oturma yerlerinin fenerle gösterildiği, fener tutan görevliye bahşiş verildiği yıllardı. Bazı filmler için seanslarda yer bulmak çok zordu. Örneğin, Titanic filmine zor bilet bulmuş, filmi merdivenlerde oturanlarla birlikte tüm salon gayet samimi bir şekilde izlemiştik. Sinema sektörünün sorunları ve teknolojik gelişmelere ayak uydurulamamasının da etkisiyle Derya Sineması’nı da kaybettik. Bulunduğu sekiz katlı binayla birlikte 2005 yılında İnşaat Mühendisleri Odası’nca satın alındı. Sinemanın yeri ise İMO bünyesinde çok amaçlı konferans salonu olarak kullanılıyor.


Batı Sinemaları, Kızılay yolunda, Atatürk Bulvarı üzerinde sıklıkla görünen bir lokasyonda bulunuyordu. Perdesinde unutulmaz filmler gösterildi. Braveheart (Cesur Yürek) filmi gösterime girdiğinde çok ilgi görmüş ve bir yıl civarı gösterimde kalarak sinemanın dışına ”Zafer Haftası” afişleri asılmasını sağlamıştı. Bir dönem, Derya Sineması’nın işletmecisi tarafından işletildi. 2009 yılında Gezici Festivali’e de ev sahipliği yaptı. Batı Pasajı içindeki Batı Sineması kapanmış olsa da tabelası ve eski filmlerin afişleri uzun zaman kaldırılmadı. Kapanmamak için çok uğraştı ancak ne yazık ki bu sondan kurtulamadı.


Bunların dışında; Abidinpaşa bölgesinde Türkiş Açıkhava Sineması, Cebeci’de Hukuk Fakültesi’nin yanında Site Sineması ile aynı semtteki Sun (Elvan) Sineması, Cebeci’den Hamamönü’ne doğru ilerlerken genelde yabancı film gösteren Cebeci Sineması ile Cebeci Dörtyol’da yerli filmler gösteren Melek Sineması, Melek Sineması’nın yanı başında diğerlerinden daha sonra yapıldığı için daha modern görünen Uzay Sineması, doğumevine yakın mesafede bulunan ve genelde yerli filmler gösteren Saray Sineması, Kurtuluş’a yakın bir noktada İnci Sineması, Kurtuluş Umut Sokak’ta Konak Sineması, Güvenpark’ın arkasında Sinema70 ve Cep Sineması vardı.


Keçiören Mecidiye durağında Arzum Açıkhava Sineması; Gazino durağındaki Cem Sineması, Şato Sineması; Yakacık durağında bir açık hava sineması; Kavaklıdere’de Hanif Sineması, Yeni Ulus Sineması, Ses Sineması ve Lale Sineması; Ulus ve Dışkapı’da Stad, Nur ve Atlas Sinemaları; Aydınlıkevler’de Süreyya Sineması; Çankaya Yıldız’da Yıldız Sineması; Seyranbağları’nda Seyran Açıkhava Sineması; Altındağ’da Altındağ Açıkhava Sineması; Gazi Mahallesi’ndeki Ders Aletleri Yapım Merkezi’nin karşısındaki bir bölgede Ümit Açıkhava Sineması vardı.

SONUÇ
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ankara romanında gösterilen filmler ve filmlerden önceki aktüalite filmlerinin etkisini şöyle ifade ediyor: “Sinemalar […] artık, halkın aşağı duygularına hitap eden ve hep insanlığın hayvanlık kısmını gıcıklayan, adi, bayağı ve zevksiz filmleri çevirmekten vazgeçmişler, bunun yerine milli davalara hizmet eden satirik ve epik filmler yapmaya başlamışlardı. Halk bunları da aynı alaka ve tehalükle seyrediyor, bunlara bakarken de Greta Garbo’nun aşıklarına ağladığı, Charlie Chaplin’in düşüp kalkışlarına güldüğü kadar ağlayıp gülmesini biliyordu. Hele Anadolu’nun bir yerinde bir bataklık kurutuluşunu, yeni bir demiryolu hattı üstünde ilk trenin işleyişini veya Seyhan sahasındaki pamukların Kayseri bez fabrikalarına gelip oradan beyaz patiska veya renkli basma halinde çıkışını gösteren milli aktüalite filmleri, sinema hallerini alkış ve sevinç çığlıklarıyla çın çın çınlatıyordu.”

Cumhuriyet’in kurulmasından sonra Başkent Ankara’da halkın ve ülkenin kültürel gelişimini desteklemek amaçlı birbiri ardına açılan sinema salonları, kendisinden beklenen kültürel devrimi gerçekleştirdi. Bu sinema salonları sadece film göstermekle kalmadı, tiyatro oyunları, kabareler, müzikaller, konserler vb. aktivitelere de kucak açtı. Bunun sonucunda halkın artan bilgi birikimi entelektüel bir şehir yarattı. Belki de tüm bunların sonucunda elde edilen kuşaklar arası miras, bu günlere “Ankara seyircisi” kavramını getirdi.
Kaynaklara göre Ankara’da 1920’lerden 2000’li yıllara kadar olan süreçte açılıp kapanmış olan iki yüz civarı sinema salonu ve açık hava sineması vardı. Bir zaman makinesi olsaydı ve hepsinin büyülü atmosferine tek film izlemelik de olsa konuk olabilseydik keşke. Zamana yenik düşen sinemalar yazısını hazırlamak hüzün verici bir deneyimdi. Gidenlerin ardından ‘keşke’ler olur ya hep, işte benim de bu kapanan sinemalarla ilgili ‘keşke’lerim var. Zamana yenik düşen sinemalardan kendi zamanımda ayakta olanlarında çok film izledim. Ama daha çok şansım olsaydı keşke diyorum. İnsanlarıyla birlikte o insanların hafızalarına kazınan yapılar ve kültür sanat hareketleri şehrin ruhunun önemli bir parçasını oluşturur. Ankara, burada yaşayan birçok insan gibi benim için de çok özel. Çünkü hayatımın çok büyük bir bölümünü bu şehirde geçirdim. Kişisel tarihimin önemli anları ve hatırladıklarım, yaşamakta olduğum bu kentte saklı. Bu yüzden dolaştığım sokaklarda gözlerim eski dükkânları, kitapçıları, kafeleri, sinemaları ve diğer başka yapıları arıyor. Yürünen yolların hatırlattıkları hüzünlendiriyor. Yollar bazen Blues, Gölge ya da Sinema Bar’da yapılan dost sohbetlerine, bazen Pizzeria, Net Piknik veya Ofis Piknik’e, bazen de Derya, Kavaklıdere veya Akün Sineması’nda izlediğim filmlere çıkıyor. Sinemalar zamana yenik düşse de kapanan diğer mekânlarla birlikte insanların anılarında gömülü.
Kentte kalan diğer değerlerin artık zamana yenik düşmemesi, sadece hafızalarda kalmaması ve hep gözümüzün önünde olması dileğiyle…
Yorumlar kapalı, ancak trackbacks Ve pingback'ler açık.